İtibar’ın Eylül Sayısı Çıktı

İtibar, 84. sayısı olan Eylül sayısında Hüseyin Su ve Furkan Çalışkan ile yapılmış iki söyleşiye yer veriyor. Türk Edebiyatının her kuşaktan önemli isimlerinin ürünleriyle katkıda bulundukları İtibar, doyurucu bir sayı ile okurunun karşısına çıkıyor.

İtibar 84 Kapakİbrahim Tenekeci’nin yönetimindeki İtibar, usta çizer Hasan Aycın’ın çizgilerini yayınlamaya devam ediyor. Her zaman olduğu gibi şiirleriyle dikkat çeken dergi, Mustafa Ruhi Şirin’in “Yıkılır mı Amerika?” isimli eseriyle şiir sayfalarını açıyor. Mustafa Muharrem’in “Böyle”, Mustafa Akar’ın “Bildirimler” ve Raşit Ulaş’ın “Yirmi Birinci Asırda Bir Yörük Söylencesi” başlıklı şiirleriyle devam ediyor. Bu sayının diğer şairleri ise İsmail Kılıçarslan, Beyzanur Turcihan, Büşra Yavuz, Nadir Aşçı, Rıdvan Tulum, Enes Kılıç, Burhan Sakallı, Adem Yazıcı, Eray Sarıçam, Mehmet Burak, Harun Yakarer, Berker Yörgüç, Bayram Zıvalı, Vahide Mutu, Abdulhâlik Aker, Aynur Dilber ve Ali Oturaklı.

İtibar Eylül sayısının öykü sayfalarında Handan Acar Yıldız’ın “Esaret Tutkusu”, Hüseyin Ahmet Çelik’in “Kontrol Noktası”, Fatma Nur Yılmaz’ın “Yalnız Yıldız” ve Hatice Şimşek’in “Tek Kurşun” isimli öyküleri bulunuyor.

Hüseyin Su ve Furkan Çalışkan Söyleşileri

İtibar’ın Eylül sayısında Hüseyin Su ile Hatice Ebrar Akbulut konuşmuş. Su, “Gerçek uyumsuz doğal bir acemi, sahte uyumsuz kurnaz bir ustadır” diyor. İkinci söyleşimizde Suavi Kemal Yazgıç sormuş, Furkan Çalışkan cevaplamış. Çalışkan, İyi şiirin okuru değil, kader ortakları olur” diyerek önemli bir noktaya temas ediyor. M. Fatih Andı, “Düne Çocukluk Penceresinden Bakmak” başlıklı yazısıyla aramızda. Sadık Koç, “Şehirde Çocuk Olmak” üzerine bir yazı kaleme aldı. Gökhan Ergür, “Yol Bize Ne Söyler?” diye soruyor. Necdet Subaşı, “Dipnotlu Hikâye” başlıklı yazısıyla dergimize kıymet katıyor. Yunus Emre Özsaray, “Meşrutiyet’te Boykot ve Edebiyat” konusuna eğiliyor. Raşit Ulaş, “Ben’den Biz’e Furkan Çalışkan Şiiri” başlıklı yazısıyla aramızda. Bu sayıda kitap tahlili bölümümüz de son derece zengin. Ahmet Edip Başaran, Furkan Çalışkan’ın “Türkiye Saati”, Necip Tosun, Ayşe Kara’nın “İstanbul’un Çağrısı”, Rıdvan Tulum, Gökhan Duman’ın “11. Peron” ve Furkan Çalışkan, Salim Nacar’ın “Bütün Olup Bitenler Hakkında” adlı kitaplarını değerlendirdi.

Reklamlar

İtibar’ın Ağustos Sayısı Çıktı

İtibar, 83. sayısı olan Ağustos sayısında Senem Gezeroğlu ve Özgür Ballı ile yapılmış iki söyleşiye yer veriyor. Türk Edebiyatının her kuşaktan önemli isimlerinin ürünleriyle katkıda bulundukları İtibar, doyurucu bir sayı ile okurunun karşısına çıkıyor.

İtibar 83 Kapakİbrahim Tenekeci’nin yönetimindeki İtibar, usta çizer Hasan Aycın’ın çizgilerini yayınlamaya devam ediyor. Her zaman olduğu gibi şiirleriyle dikkat çeken dergi, Mustafa Akar’ın “Geçmişi Sil” isimli eseriyle şiir sayfalarını açıyor. Cahit Koytak’ın “Dil Öğrenmek”, Mustafa Ruhi Şirin’in “Atların Çocuk Gibi Öldüğü Ülke” ve Said Yavuz’un “Türk Atları” başlıklı şiirleriyle devam ediyor. Bu sayının diğer şairleri ise Mustafa Uçurum, Gökhan Ergür, Seyyid Ensar, Süleyman Unutmaz, Emel Özkan, Nurettin Durman, Cevat Akkanat, Mehmet Torun, Mehmet Akif Öztürk, Mehmet Akif Yılmaz, Mehmet Fatih Öz, Muhammed Enis Özel, Zeynep Tuğçe Karadağ, Yunus Karadağ, Tayfun Doğan, Aslı Bey, Kenan Yusuf, Semiha Velioğlu, Ahmet Yılmaz, Tahir Çakmak, Mert Mevlüt Gökçe, İsmail Aykanat ve Zülal Sema.

İtibar Ağustos sayısının öykü sayfalarında Necip Tosun’un “Kör Düşler”, Yıldız Ramazanoğlu’nun “Kırmızı Küçük ve Bıçkın” ve Hacı Şaban Boztaş’ın “Er” isimli öyküleri bulunuyor.

Senem Gezeroğlu ve Özgür Ballı Söyleşileri

İtibar’ın Ağustos sayısında Senem Gezeroğlu ile Hüseyin Ahmet Çelik konuşmuş. Gezeroğlu, “İnsan, kalbinin yerini hatırlatanı ve kalbinin güzel hatırladığını sever” diyor. İkinci söyleşimizde Raşit Ulaş sormuş, Özgür Ballı cevaplamış. Ballı, Bu ülkenin edebiyatını temellendiren bütün şair ve şiirlere bakmak gerekir” diyerek önemli bir noktaya temas ediyor. Ercan Yıldırım, “Kültürel İktidar” konusuyla ilgili yazılarını sürdürüyor. Osman Toprak, “Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın Adıyla Başlarım” diyor. Asım Öz, “Fuat Sezgin’in Mirasının Uçlarını Yakalamayı Denemek” başlıklı yazısıyla dergimize kıymet katıyor. Kemal Sayar, “Vicdan Bir Çağrıdır” diyor. Ercan Yılmaz, “Şiir Üzerine Düşünceler” başlıklı yazılarının üçüncüsüyle dergimizdeki yazılarına bir yenisini ekliyor. Yunus Emre Özsaray, “Ömer Seyfettin’de Meşrutiyet ve Balkan Savaşları” konusuna eğiliyor. Ozan Özer, “Eleştiri Kavramı ve Kavramsal Eleştiri” yazısıyla aramızda. Bu sayıda kitap tahlili bölümümüz de son derece zengin. Hatice Ebrar Akbulut, Cemile Sümeyra’nın “Derin Dalış”, Zeynep Acar, Nurcan Toprak’ın “Depresyon Hırkası”, Harun Yakarer, Seyyid Ensar’ın “Mağlubiyet Karinesi”, Rıdvan Tulum, Orhan Özekinci’nin “Sonuçlar Açıklandı”, Enes Kılıç, Dursun Göksu’nun “Tanısan Seversin”, Yunus Karadağ, Ahmet Şefik Vefa’nın “Dalgınlığıma Geldi Hayat” ve Muzaffer Serkan Aydın, Ayşe Çelikkaya’nın “Açık Yara”  adlı kitaplarını değerlendirdi.

İtibar’ın Temmuz Sayısı Çıktı

İtibar, 82. sayısı olan Temmuz sayısında Erol Göka ve Hasan Öztürk ile yapılmış iki söyleşiye yer veriyor. Türk Edebiyatının her kuşaktan önemli isimlerinin ürünleriyle katkıda bulundukları İtibar, doyurucu bir sayı ile okurunun karşısına çıkıyor.

KapakSON.inddİbrahim Tenekeci’nin yönetimindeki İtibar, usta çizer Hasan Aycın’ın çizgilerini yayınlamaya devam ediyor. Her zaman olduğu gibi şiirleriyle dikkat çeken dergi, Mustafa Ruhi Şirin’in “Etiyopyalı Çocukların Soruları” isimli eseriyle şiir sayfalarını açıyor. Cahit Koytak’ın “Uzun Yürüyüş”, Mehmet Torun’un “Dünyada Yarsız Oğlan” ve Eyyüp Akyüz’ün “Uzak” başlıklı şiirleriyle devam ediyor. Bu sayının diğer şairleri ise Harun Yakarer, Güven Adıgüzel, Selahattin Yusuf, Rabia Gelincik, Soner Karakuş, Abdulhâlik Aker, Ali Oturaklı, Murat Altın, Ayşe Çelikkaya, Aynur Dilber, Merve Erkovan, Vahide Mutu ve Mustafa Muharrem.

İtibar Temmuz sayısının öykü sayfaları da son derece zengin. Bu sayıda Cemal Şakar’ın “Matematik Defteri”, Handan Acar Yıldız’ın “Kendini Gıdıklayan”, Abdullah Harmancı’nın “Otopsi”, Yunus Emre Özsaray’ın “Kumarbaz”, Hatice Ebrar Akbulutun “Eskisi Gibi Değildi”, Fatma Nur Yılmaz’ın “Anlamın Yükü”, Selime Kahraman’ın “Kalbimin Cıvıltısı”, Mehmet Kızılay’ın “Karanlık Bir Oda” ve Şeyma Subaşı’nın “Gözleri Görmeyen Bir Kedi” isimli öyküleri bulunuyor.

Erol Göka ve Hasan Öztürk Söyleşileri

İtibar’ın Temmuz sayısında Erol Göka ile Gökhan Ergür konuşmuş. Göka’nın ölüm konusuna eğildiği “Hoşçakal” isimli yeni kitabı ekseninde gerçekleşen söyleşide Göka, “Modern zamanlarla birlikte ölüm, doğal bir olay olmaktan çıktı” diyor. İkinci söyleşimizde Mustafa Akar sormuş, Hasan Öztürk cevaplamış. Gazete yazılarının bütünlük oluşturan kısmını “Dost Ateşi Altında Yaşamak” adıyla kitaplaştıran Öztürk, Kültürel hayatta yoksanız, toplumsal dönüşümü sağlayamazsınız” diyerek önemli bir noktaya temas ediyor. Ercan Yıldırım, “Kültürel İktidar Neden Kurulamadı” başlıklı yazısıyla aramızda. Osman Toprak, “Aba da Bir Çuha da Bir Giyene” diyor. Necip Tosun, “İslamcı Yazarların Batı Yazarları Kitaplığı” başlıklı yazısıyla dergimize kıymet katıyor. Zeynep Merdan, “Güzel İntikam” diyor. Gökhan Gökçek, “Türklüğün Diyalektiği: Orhun Abideleri” başlıklı yazısıyla dergimizdeki yazılarına bir yenisini ekliyor. Suavi Kemal Yazgıç, “Ahlat Ağacı’nı Affedebilecek Miyiz” sorusunu gündeme getiriyor. Furkan Türkmen, “Devlet ve Toplum” diyor. Ömer Lekesiz’in bu sayımızdaki durağı Kahramanmaraş. Bu sayıda kitap tahlili bölümümüz de son derece zengin. Ahmet Melih Karauğuz, Gülhan Tuba Çelik’in “Evsizler Şarkı Söyler”, Harun Yakarer, Hasan Bozdaş’ın “Adil Bir Akşam”, Rıdvan Tulum, Yahya Arslan’ın “Ağır Yaralı Domatesler”, Seyyid Ensar, Gökhan Ergür’ün “Üzüntüden” ve Okan Erdağı, Mustafa Mestur’un “Mümkün Olanın En İyisi” adlı kitaplarını değerlendirdi.

Gökhan Ergür: Postacı

gökhanergürpostacıOyulmuş evlerin altı
Düşüyor herkes derdine
Bir kat daha derinde babam
Bu kadar geldi elinden
Sümerbank ceketiyle

Bıraktığı yerden izliyorum dünyayı
Türkçe inanıyor kendine ve göklere
Kahvelerde öksürüyor gizli
Ve şükrediyor haline anahaberle
Karnı değil önce gözü doyuyor
Tezgahtan değil, kasalar yerde

Şiirin tamamını İtibar’ın Haziran sayısında okuyabilirsiniz.

İtibar’ın Haziran Sayısı Çıktı

İtibar, 81. sayısı olan Haziran sayısında Taha Kılınç ve Hüseyin Ahmet Çelik ile yapılmış iki söyleşiye yer veriyor. Türk Edebiyatının her kuşaktan önemli isimlerinin ürünleriyle katkıda bulundukları İtibar, doyurucu bir sayı ile okurunun karşısına çıkıyor.

İtibar 81 Kapakİbrahim Tenekeci’nin yönetimindeki İtibar, usta çizer Hasan Aycın’ın çizgilerini yayınlamaya devam ediyor. Her zaman olduğu gibi şiirleriyle dikkat çeken dergi, Suavi Kemal Yazgıç’ın “Ölüm ve Ecel” isimli eseriyle şiir sayfalarını açıyor. Cahit Koytak’ın “Yaşlı Şairin Duası”, Gökhan Ergür’ün “Postacı” ve Mehmet Aycı’nın “Naylon” başlıklı şiirleriyle devam ediyor. Bu sayının diğer şairleri ise Nurettin Durman, Adem Yazıcı, Mehmet Burak, Zeynep Tuğçe Karadağ, Rıdvan Tulum, İsmail Aykanat, Sadık Koç, İbrahim Tenekeci, Muhammed Mücahit Yılmaz, Mustafa Duruş, Mehmet Fatih Öz, Tayfun Doğan, Ahmet Yılmaz, Melek Ören, Kevser Evsen, Tunay Özer, Tahir Çakmak, Kenan Yusuf, Harun Yakarer, Emel Özkan, Zülal Sema, Remzi Çiçek, Bayram Zıvalı, Tuba Kaplan, Yunus Karadağ, Süleyman Unutmaz, Cevat Akkanat ve Büşra Yavuz.

İtibar Haziran sayısının öykü sayfaları da son derece zengin. Bu sayıda Necip Tosun’un “Gidilmemiş Yerlerin Türküsü”, Betül Nurata’nın “Eleman Benim Canım”, Yunus Develi’nin “6 Numaralı Daire”, Selma Aksoy Türköz’ün “Hediye”, Mehtap Altanın “Perde” ve Şule Kala’nın “Kar Çiçeği” isimli öyküleri bulunuyor.

Taha Kılınç ve Hüseyin Ahmet Çelik Söyleşileri

İtibar’ın Haziran sayısında Taha Kılınç ile Osman Toprak konuşmuş. Kılınç, “Her alanda yarım yamalak insanlar çoğalıyor. Yaşını başını aldığı halde karakterini oturtamamış, kendi benliğindeki temel meseleleri çözememiş, eksiklerini tamamlayamamış, tüm bunların üstüne bir de etrafına nizamat vermeye kalkışan insanlar…” diyor. İkinci söyleşimizde Tuba Kaplan sormuş, Hüseyin Ahmet Çelik cevaplamış. Çelik, Sanatta bir şeyin olacağına veya olmayacağına bırakalım da sanatçı karar versin” diyerek önemli bir noktaya temas ediyor. Mustafa Özel, “Bendeki Zarifoğlu” başlıklı yazısıyla aramızda. Kemal Sayar, “Dağınık Oda” diyor. Mustafa Kirenci, “Boşluğa Övgü” başlıklı yazısıyla dergimize kıymet katıyor. Mehmet Dinç, “İyi Gidiyorsun” diyor. Cihan Aktaş, “Üç Devrin Şahidi Premier Otel” başlıklı yazısıyla dergimizdeki yazılarına bir yenisini ekliyor. Turan Karataş, “Şiirin Kanadındaki Dil” diyerek önemli bir konuya temas ediyor. Asım Öz, “Ayşe Şasa’nın Hafızası Üzerine Birkaç Not” ile aramızda. Furkan Türkmen, “İradenin Davası ve Nurettin Topçu” diyor. Vecihe Kara, “Zarifoğlu’nu Yaşamak” başlıklı yazısıyla aramızda. Ömer Lekesiz’in bu sayımızdaki durağı Semerkand. Bu sayıda kitap tahlili bölümümüz de son derece zengin. Mehmet Emin Küçüker, Elyesa Koytak’ın “Anlamın Kıyameti”, Harun Yakarer, Enes Talha Tüfekçi’nin “Ben Orda Yoktum”, Suavi Kemal Yazgıç, Eray Sarıçam’ın “Yüzüm Şimdi Cumhuriyet”, Seyyid Ensar, Muzaffer Serkan Aydın’ın “Gerçek Rüya” ve Zeynep Acar, Âlim Kahraman’ın “Yazarak Yaşamak”  kitaplarını değerlendirdi.

Mustafa Akar: Berhayat

mustafaAkar

Sanırım erken yaşlarda ne yaptığını bilerek yola çıkan son nesiliz. Daha ortaokula giderken modern şiir okumaya başlamıştım. Buradan bakınca bazı şeylere şaşırıyorum ama nasibi de unutmamam lazım. Siyasi konularda erkenden bilinçlenmemiz de severek bağlandığımız her şeye dava gözüyle bakmamıza yaradı. Bir işe başlamışsak onu hep sonuna kadar sürdürebilmek hasleti yani. Yirmili yaşlarda şiir yazan gencin yararlanabileceği kaynaklar hem sınırlı hem de tehlikelidir. Yani olursunuz veya ölürsünüz. Okuduğunuz şiirlerin sanatınıza nasıl etki edeceğinden tut da, yazdıklarının Türk şiirinin neresine ekleneceği endişesine kadar bir yığın dert. Bu tarafıyla şiir benim için dava gibidir.

Ben hiçbir zaman ilhamdan vazgeçmedim. Kendime özgü atölye çalışmalarım muhakkak var ama hiçbir zaman bugün şu şiiri artık bitirmeliyim diye masaya oturmuş değilim. Bazen kendimi bazı yarım şiirlerimi bitirmeye zorladığım olur ama işin sonunda yine kendimi zorladığımı anlayarak kalkarım masadan. İlhamı beklerim, bazen bir hafta içinde sağanağa yakalanmış gibi günler ve haftalarca çalışırım bazen de aylarca şiire dair hiçbir şey düşünmem. Yine de gün içerisinde aklımın bir tarafında hep durur şiir.

Söyleşinin tamamını İtibar’ın Mayıs sayısında okuyabilirsiniz.

Zeynep Kot Tan: Öyle ve Daima

Ey Rab, kurtar bizi
söze değmeyen sözden, ele değmeyen elden
çokça şey gizledin bizden ve çokça gizlendin
verdiklerinden çok, vermediklerindesin.

DYQobcmX4AEcaV5

Ey görünürken hep aynı kalan
yeryüzünü kaldırınca, yeryüzü çıkıyor altından
suyla taşınan, güneşte doğan
geldiğinden çok, gelmediğinde sensin
söz konuştuğunda daha fazla: neredesin?

Her söz birbirine benziyor, öyle ve daima
ellerimiz farklı mı diğer yarısından
şehre girerken tanıdım seni
bu muvazenesiz yalnızlığımdan
ellerimde kuru ağaçların yosunu
şehre girerken anladım
dünyada ne çok insan var
sen olmayan.

Fatih Muhammet Atasever: Tövbe-i Nasuh

Da00CKYX4AAsBFAhatırladım, suyun üzüntüyle uçuşunu yazın
yağmur duası doldurulmuş bir şişe,
çocuk dirseklerinden dikiz aynaları, kirli boyun, abi bi lira.
ne zamandır bir sahabe yerine akbil basmadım.
evet yavrum sen söyle arkadaki:
-soruların kapaklarını çöplere atmamalıyız.
-lezzetleri tahrip edip acılaştıran,
pet şişeyi sıklıkla hatırlayınız.

doktor ameliyat diyor bu yaşadığımıza
toplanan mavi kapakları bundan
Akdeniz’e atmak gerektir
Halep saçının zulasında, üzgün
tekerlekli bir sandalyeyle de olsa dönecektir.

Şiirin tamamını İtibar’ın Mayıs sayısında okuyabilirsiniz.

Necip Tosun: Günümüz Edebiyat Ortamının Görünümü

Edebiyatın sadece edebiyat olarak algılanmadığı tuhaf bir döneme tanıklık etmekteyiz. Günümüzde kimi yazarlar için ortaya iyi bir ürün koymak başlı başına bir anlam ifade etmemekte. Yazar, o ürünün de önüne geçerek, onun üstüne basarak kendini takdim etmek istemekte. Bunun için de bir siyasete, bir “yazar siyaseti”ne başvurmakta.

Yazar siyasetinin ilk adımı bir “imge” yaratmak. Yazdıklarını aşan, onu örten, ondan daha farklı bir imge. Yazı daha geri planda. Yapılan her şey bu imgeyi parlatmak ve takdim etmek için. Yazar imgesi belli olduktan sonra yazar yaptığı her işte, her davranışında, bu imgenin peşinden gitmekte, onun gereklerini yerine getirmekte.

Tomris Uyar, 1960’ların edebiyat ortamını ve Turgut Uyar, Edip Can­sever, Ülkü Tamer, Cemal Süreya arasındaki ilişkileri anlatırken ilginç tespitlerde bulunur: “Birbirlerinin güzel bir şiirini gördüler mi, mut­laka söz etmek vardı -o zaman şim­diki gibi ‘ben daha iyiyim, o daha iyi’ tartışması hiç yoktu. Herkes ne yaptığını çok iyi bilirdi. Bu, hikâye için de böyleydi, şiir için de böyleydi. Yani Edip güzel bir şey yazmışsa çok sevinilir, Turgut iyi bir şiir yazmışsa –hiç unutmam, Ahd-i Atik’i yazdığı zaman, Edip ona bir telgraf çekmiş gece yarısı. Yani böyle duygudaşlık vardı.”

Uyar, söz konusu söyleşisinde, “her­kes ne yaptığını çok iyi bilirdi,” di­yor. Aslında işin temeli biraz da bu­rada düğümleniyor. Yaptığımız işi fark edememek çok önemli bir arıza. Yaptığımız işin edebiyat dünyasında neye tekabül ettiğini bilirsek her şey çözülür. Ama hiçbirimiz kendimizi test etmeye, sınamaya yanaşmıyo­ruz. Çünkü yaptığımız iş her şeyden münezzeh. Elbette insanın yazdığı şeylerin okura ulaşması için çaba gös­termesi anlaşılabilir bir şeydir. Ancak yazdığı şeylerin insanlara ulaşma kay­gısını duymak ayrı, ortaya koyduğu üründen daha değerli olma çabası ayrı bir şeydir. Bu anlamda yazar, ortaya koyduğu ürününün değerin­den daha büyük bir değer görmesi­ni arzuluyor. Oysa edebiyat gücünü ve değerini bizatihi kendisinden alır. Başka hiçbir girişim bir eserin değeri­ni artırmaya yetmez. Yazar isterse hiç manşetlerden inmesin. Eser değersiz­se bu çabalar nafiledir. Günümüzde her alanda yaşanan, “görünme”, “altı çizilme”, “fark edilme” hastalığının edebiyatta da nüksettiğini görüyo­ruz. Ne var ki edebiyat gelip geçici bir heves değildir. Karşılığında bir ömür ister.

Yazının tamamını İtibar’ın Mayıs sayısında okuyabilirsiniz.

Yunus Emre Özsaray: Çaktırma Bacinik

DOl-kdbW0AE9AKhSeçimlere de az kalmıştı, bu yüzden şehir bayram yeri gibi olmuştu. Sokaklar parti arabalarıyla dolup taşıyor, balkonlardan bayraklar sallanıyordu. Mahalleye gelmiştik Mehmet’le birlikte… “Bacinik” dedi, “Yarın kayfaltıyı yiyince hemen çıkak.” Bu ara bacinik demeyi öğrenmişti nerden öğrendiyse. Herhalde Kör Halit’in oğlu Rıza’dan öğrenmişti. En çok o kullanıyordu bacinik lafını. Mustafa’yla bisikletlere binip sevdiği kızın sokağında dolaşmak için gittiklerinde, kız balkondayken ona bakacağız diye birbirlerine çarpmışlardı da Rıza; “Çaktırma Bacinik gül gül.” diye seslenmişti Mustafa’ya… Herhalde Mehmet de ondan öğrenmişti bu sözü… “Tamam bacinik.” dedim gülerek…

Mehmet hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Kızlar bize bakıyordu. Çaktırma bacinik diyor­dum, sesim Mehmet’in sesine karışırken. Çaktırma…

Öykünün tamamını İtibar’ın Mayıs sayısında okuyabilirsiniz.